Featured

8/z/custom

Benim Anoreksiya Mücadelem 💀

13:07

İrem Derici'nin hastanede yoğun bakımda olduğunu duyman kalmadı herhalde. Son günlerde artık iyice zayıflamış olması özellikle çevresini endişelendirirken korkulan da başa geldi. Kendisi 5 gündür yoğun bakımda ve denildiğine göre solunum yetmezliği çektiği için iç organları da tam kapasite çalışamıyormuş.

Peki bu konu benim blogumda neden yer alıyor (???) derseniz hemen söyleyeyim: Ben de ergenlik dönemimde anoreksiya ile mücadele etmiş biriyim. 1 hafta hastanede kaldım ve serumlarla hayata döndürüldüm. Bu nedenle ne kadar tehlikeli ve ölümcül bir hastalık olabileceğine dair bilgim ve tecrübem var.
Öncelikle şunu söyleyeyim "Aneroksiya"  ve "Blumia" zayıflamayla ilişkili ama 2 farklı hastalık. Aneroksiya hastalığında kişi kendini -ne kadar zayıf olursa olsun- kilolu görür ve devamlı kilo vermeye çalışır. Mümkün olduğunca az yer ve bir süre sonra mide çalışmamaya başlar. 

Benim rahatsızlığımda olan tam da buydu. Beyin mideye yemek yeme sinyalini göndermeyi kestiği için aklıma bile gelmiyordu. Bırakın yemek yemeği herhangi bir şekilde kokusunu duymak bile midemi bulandırıyordu. 1 gün boyunca sadece 1 yumurta ile durduğumu hatırlıyorum. Ama bunun için kendimi zorlamıyordum aksine açlık hissetmiyordum - düşünün nasıl bir ruh hali o...Yani yemeği kesmeniz başlarda bilinçli bile olsa sonrasında kontrolden çıkabiliyor. 

Blumia ise yemek yedikten sonra kişinin kendini bilerek ve isteyerek kusmaya zorlaması... Bazı filmlerde de görmüşsünüzdür bu sahneleri. Kusma sürekli tekrarlandığında mide ve yemek borusunda geri dönülmez hasarlar olabiliyor. 

Her 2 hastalık da büyük oranda genç kızlarda görülüyor. Sebebi tahmin edeceğiniz gibi "güzellik" kavramının 0 beden ile özdeşleştirilmesi. Ama şunun altını çizmek isterim aneroksiya (nervosa) da blumiya da tamamen psikolojik rahatsızlıklar ve kesinlikle çözümü psikolog yardımıyla aramak gerek. Kişinin tek başına bunu başarabilmesi zor, yapabilse zaten bu duruma düşmezdi.

Özellikle büyüme çağında genç kızları olan anne-babaların çocuklarının beslenme düzenlerini ve psikolojilerini gözlemlemeleri çok önemli. Yargılamadan onlara yol göstermek, bir psikolog ve gerekirse bir beslenme uzmanından destek almak en güzeli diye düşünüyorum.

2017 Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu 🏆

23:46
Dün sahiplerini bulan Emmy ödüllerini maalesef canlı izleyemedim. Ama bu akşam hemen telafisini yaptım ve kuruldum koltuğuma, tüm geceyi keyifle seyrettim.
Amerika'nın ünlü komedyenlerinden Stephen Colbert'in sunuculuğunu yaptığı gecede "En İyi Drama Dizisi" "The Handmaid's Tale" seçilirken, "Big Little Lies" tam 8 dalda ödül aldı. Hadi Game of Throne dizi takvimi nedeniyle aday değildi ama ne "Westworld" ne "Feud" ne de "Black-ish" hiç ortada gözükmediler bile! 
Stephen Colbert ve dansçıları


Tabii izlerken boş durmadım. 
Aday dizilerin çoğunu henüz izlemediğimden yorum yapamadım, 
bunun yerine ufak ufak notlar aldım. 
Bakalım neler yazmışım:


- Açılış şarkısını sevdim. Aday dizilerin parodisinin yapılması hoş olmuş.

- Trump'ın yerin dibine batırdılar. Son yıllardaki en sert eleştiriyi bu gece aldı tahminimce.
Lily Tomlin, Dolly Parton, Jane Fonda

- Ağzında bilyelerle Trump'a gönderme yapan Seth Meyers esprisi güzeldi.

- Westworld ve Feud'un esamesi bile okunmadı; gecenin yıldızları kesinlikle "Big Little Lies" ve "The Handmaid's Tale" oldu.
Riz Ahmed / The Night Of

- Riz Ahmed'in "In The Night Of" ile ödül almasına sevindim. Harika bir dizi, başarılı bir oyunculuk...

- Atlanta yönetmen & oyuncusu Donald Glover'ın özellikle Afrikalı-Amerikalı oyuncuların kazandığı ödüller için Trump'ı neden göstermesi ironikti.
Jessica Biel, Josepf Fiennes

- Nicole Kidman kırmızı kabarık elbisesiyle göz kamaştırıcıydı ama bence gecenin en güzel kadınları (pembe elbisesi içinde muhteşem gözüken) Jane Fonda  ve Jessice Biel'di.
Alec Baldwin / Saturday Night Show

- Alec Badwin nihayet Başkanına ödülünü takdir etme fırsatı yakaladı :P
(Baldwin mükemmel Trump rolüyle aldı ödülü)

- Ödül kazananların şu ellerinde kağıtla sahnede çıkıp okumaya çalışmalarından vazgeçecekleri günü merakla bekliyorum. Bırakın içinden geldiğiniz gibi konuşun yaff - demek istiyorum!
Big Little Lies Ekibi

- Mini Dizi - En İyi Kadın Oyuncu ödülünü Nicole Kidman kazanınca ben: Peki ya Reese Witherspoon? Ya Jessica Lande?? Peki ya muhteşem Susan Sarandon? 😡😡

- Tamam "This Is Us"tan Sterling K.Brown'ın "En İyi Erkek Oyuncu" ödülü almasına sevindim ama bence yine aynı diziden aday Milo Ventimiglia daha çok hak etmişti ödülü...
Tatiana Maslany, Jeffrey Dean Morgan

- VeJeffrey Dean Morgan... O ne karizmaydı öyle!! Walking Dead'in Morgan'ı gecenin sonunda olanca yakışıklıklığı ile ödül sunmak için sahneye çıktı, yetmedi ödülü kazanan Elizabeth Moss'u merdivenin başına nazikçe karşıladı. İşte budur👏👏



Geceden benim aklımda kalanlar bunlar oldu.
Ya siz izleyebildiniz mi töreni?

Tüm kazanlar için buyrun

📽️ Kısa... Kısa... Kısa...📽️

12:33

Raw
İzlemesi zor, hazmetmesi daha da zor bir film. Vejetaryen bir veterinerlik öğrencisinin et (ve kan) ile tanışması sonrası kişiliğinin bambaşka bir yönünü keşfetmesini anlatıyor. Kırmızı rengin oldukça yoğun olduğu bu kanibalistik öykü her bünyeye göre değil. (Bana göre hiiç değilmiş!)

Dünyada Bir Gece (Night On Earth)
Sevgili Öneri Makinesi'nin tavsiyesi üzerine izlediğim ve çok keyif aldığım bir Jim Jarmusch film oldu. 5 farklı şehirdeki 5 taksi şoförünün maceralarını izliyoruz. Her biri eğlenceli ama benim favorim İtalya macerası oldu. Roberto Benigni'nin oynadığı ve taksisine binen bir din adamı ile yaptığı sohbet gülmekten karnımı ağrıttı desem yeridir :D Tavsiye ederim.

İlk Kurşun (First Kill)
Sadece ve sadece Bruce Willis hatırına izlediğim bir film oldu. Willis ve Mel Gibson'ın o arızalı polis tiplemelerine bayılıyorum çünkü. Burada da yaşlı kurdumuz bir cinayetin izini süren araştırmacı polis rolünde. Her şeyiyle vasat olsa da hafta sonu için izlenebilir filmlerden biri.


Song To Song
Konusu neydi, ne izledim, sonuç ne oldu hiç sormayın bana. Çünkü ne izlediğimi ben de anlamadım. Aslında kadro muhteşem - Natalie Portman, Ryan Gosling, Michael Fassbender, Rooney Mara- ama neyi anlattığı algılayamadım açıkçası. Yönetmenimiz de Terrence Malick, aslında pek de şaşırmamak lazım ama... Diyorum ya bu tarz deneysel filmler bana göre değiiiil!

Drone
Bir aralar oldukça popüler bir konu bu kez Sean Bean ile ekranlarımızda. CIA için çalışan ve görevi insansız hava araçlarıyla Ortadoğu'da operasyonları yöneten bir adamın öyküsü. Ailesinin sıradan bir ofis çalışanı olduğunu sandığı adamımızın hayatı, evlerine gelen bir Tanrı misafiri ile altüst olur. İzlenir mi izlenir ama bu konuda bir film izlemek isterseniz Helen Mirren'ın oynadığı "Ölüm Emri" (Eye In The Sky) filmini öneririm.

The Vault
Son aylarda izlediğim en saçma filmlerden biri... James Franco bile kurtaramıyor filmi! Kardeşlerinin yüklü borcu nedeniyle banka soymaya karar veren 2 kız kardeşimiz var. Ancak bilmedikleri bu banka, diğer bankalara hiç benzemiyor. Kasa dairesinde kimsenin ne olduğunu bilmediği şeyler oluyor. Ve soygun sırasında banka yetkilisi Ed rolündeki Franco, soyguncuları buraya yönlendiriyor. "Biz sizin hakkınızdan gelemiyorsak, onlar gelir" diye düşündüğünden olsa gerek! Peki "onlar" kim? 🙈🙉🙊


Herkese iyi seyirler! 

Bitenler | Ağustos

10:45
Aslında bir 15 gün kadar geç kaldım bu yazı için ama zararın neresinden dönülürse kardır değil mi? Eylül ayının ortasında bir "Ağustos Bitenler" yazısı olsun bu da...

Ağustos ayında da çok fazla ürün bitirmedim. Doğal olarak bolca roll-on, dedodorant ve şampuan "bitenler" sepetimde yer aldı. Yazın bu nemde zaten makyaj yapılamadığı için, maalesef renkli kozmetiklerden de biten hemen hiç olmadı.

Kısa turumuza başlayalım mı?


got2b Straight on 4 Days
Saçınıza fön çekiyorsanız ya da düzleştirici uyguluyorsanız seveceğiniz bir ürün. Kuaför fönlerindeki o düzlüğü daha kolay elde etmenizi sağlıyor. Aynı zamanda ısı koruyucu özelliği de var. Spreyli şişesi ile kullanımı rahat. Ama miktarına dikkat etmelisiniz yoksa yapış yapış ve yağlı bir saç sahibi olabilirsiniz.

Pantene Durulanan Köpük Krem
Denebunu mart kutusu ile tanışma fırsatı buldum bu ürünle. Köpük krem güzel bir fikir. Saçım kolayca emdi, yumuşaklığını da sevdim. Zaten deneme boyunu beğenince büyük boyunu da aldım. (Pantene Durulanan Köpük Krem yazıma göz atıbilirsiniz.)

Nivea Powder Touch Antiperspirant
Kokusunu sevdiğim ürünlerden, koruması da gayet yeterli. Severek kullanıyorum.

Kruidvat Saç Spreyi (No:3)
Saç spreyinde o katı,sert tutuştan hoşlanmayanlardansanız işte sizin spreyiniz. Ben özellikle fön sonrası kalıp gibi duran değil de hareket eden saçları seviyorum. Kruidvat sprey bana yetiyor da artıyor bile. Benim kullandığım 3 numarası, daha güçlü ya da yumuşak etki için farklı numaraları tercih edebilirsiniz. Not: Tavsiye ettiğim bir arkadaşım etkisiz bulduğu için direkt çöpe göndermiş, bunu da eklemeden geçmeyeyim dedim :p

ELF Lipstick Duo
ELF bazı ürünlerini çok severek kullandığım markalardan biri. Bir tarafı primer (baz) bir tarafı da dudak dolgunlaştırıcı (plumper) bir ürün. Ne zamandır "Bitenler" serisinde yerini almak için bekliyordu. Dolgunlaşıtıcı tarafında bol miktarda nane ve tarçın karışımı bir şey var sanırım, sürdüğüm anda uyuşuyor dudaklarım. Tabii kalınlaştığı falan yok sadece o hissiyatı veriyor. Baz kısmı ise ruj rengini değiştirdiğini düşündüğüm için pek kullanmadım. Bu iş için ince bir fondöten yeter de artar bile...



Parmex Aseton
Sürekli kullandığım, pek bi memnun kaldığım asetonum. Kolay vazgeçmem :)

Johnson Baby Şampuan
Tatil sonrası yıpranan saçlarımı biraz yumuşatmak için kullandım bu ürünü. İstediğim yumuşaklığı alamadım ama en azından daha az kimyasal vardır ve saçım biraz dinlenmiştir diye düşünüyorum. Bu arada Johnson Baby şampuanlarının kokuna bayılanlardanım.

Benri Makyaj Temizleme Pamuğu
Parmex gibi Benri de hemen her "Bitenler" yazımda yerini alan ürünlerden. Severek kullanıyoruz.

Golden Rose Eyeliner
Eyeliner çekmek benim için bir işkence. Çok inci uçlu olanlarla resmen bir savaş yaşıyorum. Bu yüzden biraz daha koni uçlu olanları tercih ediyorum. Golden Rose'un bu eye liner'ı da tepe tepe kullandığım ürünlerden. Yeniden alabilirim.

Avon Glow Powder Eyeshadow
İşte size gereksiz bir alışveriş. Avon katoloğundan görüp sipariş verdiğim ve 2. kez kullanmadığım bir ürün. Uygulamasında zorlandım bu toz farı, rengi de bana hiç mi hiç olmadı. Yani niye almışım ben de anlamadım.💩



Ve bir "Bitenler" yazısının daha sonuna gelmiş olduk.
Herkese iyi hafta sonları

Film Yorum | Rememory

11:03

Geçtiğimiz günlerde Fakiryazar 'ın blogunda görüp hemeeen akşamına izlediğim bir film ile karşınızdayım. Tesadüf eseri yine bir Taht Oyunları (Game of Thrones) ismiyle karşı karşıyayız. (Diğeri  Kuzenim Rachel)

Bu kez Game of Thrones dizisinin en en sevilen karakterlerinden Tyrion Lannister baş rolde. Ne ara fırsat bulmuşsa bulmuş ve bilim-kurgu olarak başlayıp merak dozunun giderek yükseldiği bir gizem filminde "Rememory"de başrol oynamış.


Konu ilginç bir hikaye ama sıkı dizilerden biri olan "Black Mirror"ı izleyenler için oldukça tanıdık aslında. (Bakınız: 1.sezon 3. bölüm)

Efendim zeki profesörümüz Gordon Dunn dünyayı sarsacak bir buluşa imza atar. İcat ettiği bir makine ile herkesin anıları kaydedilebilecek ve adeta bir film izler gibi izlenebilecektir.


Bu makinenin tanıtımının yapıldığı salonda Peter Dinklage'in oynadığı Sam Bloom ile de tanışırız. Sam yakın zamanda trajik bir olay yaşamış ve hayatını yeniden kurmaya çalışmaktadır.


Tanıtımın yapıldığı günün akşamında profesör ofisinde ölü bulunur. Ve birdenbire profesörün karısından birlikte çalıştığı insanlara, herkes birer şüpheli haline gelir. O gün orada bulunan Sam Bloom da kendini bir anda sorularla dolu bir olay örgüsünün içinde bulur. 

İşin ilginç yanı, bu olayı araştırırken kendi yaşadığı trajik olay ile profesörün bağlantısını yavaş yavaş keşfetmeye başlayacaktır.


Girişte de söylediğim gibi film teknolojinin insan hayatında etkilerini gayet merak uyandırıcı bir biçimde işlemeye çalışıyor. Bu filmde olumlu tarafı ağır bassa da tam ters tezini de "Back Mirror"da izlemiştik. Bilimin faydası onu ne amaçla kullandığınızla çok bağlantılı.


Yönetmenliği ve senaristliğini Mark Palansky'nin yaptığı "Rememory" nin oyuncu kadrosu da bir hayli kuvvetli: 

Peter Dinklage'in yanısıra Julia Ormond, geçtiğimiz yıllarda hayata veda eden Anton Yelchin, "Lost" dizisinden hatırladığımız Henry Ian Cusick ve Martin Donovan baş rollerde...


Hafta sonu için güzel bir film arayanların ve özellikle Peter Dinklage hayranlarının keyifle izleyebilecekleri bir film "Rememory". Unutmadan hemen ekleyelim filmin süresi 111 dakika, IMDB puanı ise 6.3


Herkese iyi seyirler...

Nuxe Çok Amaçlı Kuru Yağ 🔮

12:57

Severek kullandığım ve çevremdeki herkeslere denemeleri için önerdiğim ürünlerden biridir Nuxe Huile Prodigieuse Kuru Yağ... Bunu bilen yakın bir arkadaşım da böyle güzel bir sürpriz yapmış bana 💋💋

Ben de fırsat bu fırsat diyerek çok sevdiğim ve kokusuna bayıldığım bu ürünle ilgili yorumlarımı paylaşmak istedim.


Nuxe Kuru Yağ'ın pek çok kullanım alanı var - ki muhtemelen çoğumuz biliyoruz.
Öncelikle cildinize nem kazandırmada harika bir ürün. Çünkü %98.8 oranında doğal içerikten oluşuyor ve içeriğinde 6 farklı bitkisel yağ barındırıyor :

  • Tatlı Badem Yağı
  • Fındık Yağı
  • Macadamia Yağı
  • Hodan Yağı
  • Sarı Kantaron Yağı
  • Kamelya Yağı

Böylesine yoğun bir yağı saçlarınıza, cildinize rahatlıkla kullanabilirsiniz. Ben Nuxe Kuru Yağı özellikle cilt nemlendirmede kullanıyorum. Nemlendiricimin içine 1-2 damla bu yağdan damlatıyorum. Çok fazla kullanmamaya dikkat ediyorum çünkü cildim yağlıya dönük karma - disko topu olmam an meselesi :o

Bunun dışında saç uçlarıma da arada sürüyorum. Banyo öncesi de maske şeklinde kullanılabiliyormuş ama ben sonrasında kullanmayı tercih ediyorum. Saçlarımı nispeten daha yumuşak hale getiriyor ama kullanım miktarına da dikkat etmek gerekiyor.


Ya da tüm vücudunuzda kullanıp parlak ve canlı bir cilt görüntüsü de kazanabilirsiniz. (Bunun için ışıltılı olana da mutlaka göz atın derim) Özellikle yaz bitmeden, bronz teni kaybetmeden bu yağı kullanmanın tam zamanı! Bu arada yağ olduğu için gözünüz korkmasın cildiniz ve saçını hemen emiyor ürünü. Zaten kuru yağ denilmesinin nedeni de bu. 

Benim şu an kullandığım şişe 100 ml. ve spreyli olmasından dolayı kullanımı çok rahat. Ancak sanırım 50 ml. şişelerde sprey başlığı yok.Yeterli miktar ürün kullanabilmek için küçük ama mühim bir ayrıntı bu.

Sonuç olarak doğal içerikli ve besleyici bir yağ arayışında iseniz Nuxe ürünlerine göz atmadan karar vermeyin!

Ve kişisel bir not: Aktarlardan aldığınız yağlara doğal denmesine çok inanmayın. Çoğunun içeriği sentetik. Ve bunları yüzlerinde kullanıp yara, iz,leke vs. gibi problemlerle karşılaşanlar çok. Buna aman dikkat edin 👁


Siz hiç Nuxe Kuru Yağı deneme fırsatı buldunuz mu? 
Yorumlarınız ne oldu?

Dizi Yorum | Stranger Things - Gypsy

12:06
Ne zamandır taslaklarda bekleyen 2 dizi yorumu ile haftaya başlayalım.

İlki Emmy adayı "Stranger Things" diğeri ise Avustralyalı güzel oyuncu Naomi Watts'ın baş rolünde oynadığı psikolojik drama "Gypsy"


"Stranger Things" jeneriğinden atmosferine buram buram 80'li yılları yansıtan bir dizi. Adından da anlaşılacağı üzere dizinin merkezinde "tuhaf bir şeyler" var.

Küçük bir Amerikan kasabasındayız. ET filminden fırlamışçasına bisikletlerinden ayrılmayan 4 küçük afacanımız var. Fantastik konulara da pek bir ilgililer. 


Bu minik dörtlümüzden 1 tanesi, bir gün ansızın kaybolur. Ama tam da yer yarılmış yerin dibine girmiş diyebileceğimiz türden bir kayboluş bu. Mahalleli, polis herkes kasabanın altımı üstüne getirir ama çocuğa dair en ufak biz iz bile bulamazlar.

Tam da bu sırada o "bilinmeyen şey" onlarla bağlantı kurmaya başlar. Ve dizimiz böylece adını hak edecek bir şekle bürünmeye başlar.

Özellikle 80'lerde çocukluğunu yaşamış, ET izleyerek hayaller kurmuş bünyeler için naneli şeker gibi gelecek tavsiye ederim.


Ve ikinci dizimiz "Gypsy"

Başrolde Naomi Watts olunca ee konu da psikolojik olunca insan beklentisini yüksek tutuyor haliyle. Ama benim için yüksek bir ivmeyle başlayıp giderek sarmala dönüşen bir dizi oldu "Gypsy"

Naomi Watts güzel bir evliliği olan, başarılı psikolog Jean Holloway rolünde. Kendisine gelen hastalarıyla gerçekleştirdiği terapiler zamanlar hayatına daha fazla nüfuz etmeye başlıyor. Ve psikologların özellikle dikkat ettikleri hasta -özel hayat dengesini tutturamamaya başlıyor. 



Farklı karakterlere bürünmeye, insanların hayatlarını kontrol etmeye başlıyor ve bu doğal olarak önce kendi ruh halinde, sonrasında da aile hayatında onarılmaz çatlaklar oluşmasına neden oluyor.

Konu ilginç olmasına rağmen senaryonun giderek karanlık tarafa evrilmesiyle daha yoğun bir hale gelen "Gypsy" özellikle psikolojik yanı ağır basan film & dizilere ilgi duyanların ilgisini çekebilir.




Siz bu dizileri izleme imkanı buldunuz mu?
Yorumlarınız neler?


Film Yorum | Kuzenim Rachel (My Cousin Rachel)

19:26

Ne zamandır gözüme takılan ve izlemek istediğim bir filmdi "Kuzenim Rachel" Bunda en büyük payın başrol oyuncuları Sam Claflin ve Rachel Weisz olduğunu söylemeliyim. Daphne du Maurier'in aynı adlı romanı bizi yakın geçmişte bir yolculuğa davet ediyor.


Philip küçük yaşta anne-babasını kaybettikten sonra, hayatta kalan tek akrabası olan kuzeni Ambrosse tarafından evlat edinilmiştir. Büyük, görkemli bir şatonun içinde kendilerine bir dünya kuran ikili, çiftliklerinde her şeyden uzak mutluluk içinde yaşamaktadırlar.


Yıllar geçer Philip büyür, Ambrosse'nun yaşlanan vücudu hastalıklarla mücadele edemez hale gelir. Bunun üzerine doktoru Ambrosse'yu İtalya'ya, daha sıcak bir iklime gitmesi konusunda ikna eder.

Ambrosse'dan sonra Philip çiftlikte kendi hayatını kurar. Ve aradan uzun zaman geçtikten sonra İtalya'dan bir mektup ulaşır eline.

Bu mektupta Ambrosse, yeni tanıştığı kuzeni Rachel ile evlendiğini yazmaktadır. Başta mektupta her şey yolunda gibi bir izlenim olsa da, Ambrosse zarfa gizlice yazdığı bir notla Philip'i acilen İtalya'ya çağırmaktadır.  Bunun üzerine Philip her şeyi bırakır ve İtalya'ya doğru yola çıkar.


Bu yolculukla hem manevi babası Ambrosse'yi görecek hem de karısı Rachel'ın nasıl biri olduğunu öğrenecektir.

Ancak İtalya'ya yaptığı bu gezi Philip'in hiç beklenmedik şeyleri öğrenmesiyle bambaşka bir şekle bürünecektir.

Sizin de gördüğünüz gibi konu gerçekten resmen filme çekilmek için yazılmış gibi. İzleyenin merak duygusunu kamçılayan ve soru işaretlerini büyüten boşluklar sunuyor gibi... Gibi diyorum çünkü film evet güzel başlasa da kısa bir süre içinde yukarıda yazdıklarımı tamamen boşa çıkartan bir hale büründü.


Ne konuların birbiriyle bağlantısı tam aktarılabilmiş ne gerilim öğesi tam olarak yansıtılabilmiş. Anlayacağınız harika bir senaryo resmen daha nasıl vasat hale getirebiliriz diye bu şekle sokulmuş. 

Rachel Weisz gizemli kuzen Rachel rolünde izlenir bir performans sunuyor ama Sam Claflin için maalesef aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kendisini, beğenimden dolayı +1 puanla izlemeye başlasam da, nasıl desem rol sanki bir beden büyük gelmiş. Bazı mimikleri özellikle fazla abartılı bulduğumu söylemeliyim.


Yönetmenliğini Roger Mitchell'in yaptığı filmin diğer rollerinde ise "Taht Oyunları"(Game of Thrones) dizisinden tanıdığımız Iain Glenn, Holliday Grainger, Simon Russell Beale ve Bobby Scott freeman yer alıyor.

Dönem atmosferini çok güzel yansıtan filmde, aynı özen keşke senaryo uyarlamasında da gösterilseydi diyerek sözlerime son veriyorum. İzlemeyi planlayanlara da şimdiden iyi seyirler!

*Filmin 1952 Olivia de Havilland ve Richard Burton'lu ilk versiyonu da izlemeye değer diye düşünüyorum.


Film Yorum: Tünel (Teo-neol)

12:42

"Teo-neol" bu sene izlediğim sanırım 4. Kore filmi. Sevgili "Yüreğim İklimi"nin film tavsiyelerinde görüp not aldığım bir filmdi. Gerek afişi gerek konusu oldukça ilgi çekici gözüküyordu. Ne mutlu ki beni yanıltmadı ve 2 saati aşkın bir süre için güzel bir gerilim yaşattı bana :p


Jung- Soo iş çıkısı, küçük kızının doğum günü için güzel mi güzel pastasını almış, eve doğru yola koyulmuştur. Bir yandan da eşiyle telefonda konuşmakta ve kısa zaman sonra keyifli bir kutlama yapma planlarını paylaşmaktadır.


Ancak işler her zaman beklendiği gibi gitmez. Kore'nin o meşhur ve uzuuun tünellerini düşünün. İşte ne olursa o sırada olur. Jung-soo bunlardan birinin tam ortasındayken birden tünel çökmeye başlar. Çıkışa yetişmesi imkansızdır bu nedenle yapılacak tek şey kendini güvene alıp beklemektir.


Dakikalar geçip tünelin yıkıldığı bilgisi yetkililere ulaşınca zamana karşı yarış başlar. Çünkü Jung-soo'nun elinde hayatta kalabilmek için sadece 2 küçük şişe su ve kızına aldığı pasta vardır. Cep telefonu ise dış dünyayla bağlantı kurabilmek için elindeki tek şeydir - ta ki şarjı bitene kadar...


Yönetmenliğini Seong-hun Kim'in yaptığı ve başrollerde Jung-woo Ha, Doona Bae, Dal-su Oh yer alıyor. Başından sonuna nefes almadan izleyeceğiniz bu film insan hayatının kutsallığının da altını kalınca çiziyor. 

Kafanızı boşaltmak ve 2 saat sürecek güzel bir maceraya tanık olmak istiyorsanız "Te-neol" sizi bekliyor. 




Film Yorum: Sadakat Yolunda (Megan Leavey)

13:30

Şu an gösterimde olan filmlerin arasında kendi haline takılan bir film "Megan Leavey". Adı da pek fikir vermediği için birçok sinema izleyici tarafından fark edilemeyeceğini de düşünüyorum açıkçası. 

Yakın zamanda gösterimde olan "Mayın" filminin afişine müthiş benzese de "Sadakat Yolunda" (Megan Leavey) bambaşka bir konuya odaklanıyor. Şimdiye dek savaş filmlerinde izlemeye pek de alışkın olmadığımız bir dostuğu anlatıyor. Gerçek bir hikaye olduğunun da altını çizelim.
Megan, hayatında bir çıkış yolu bulmak için kendini orduya atan gençlerden biri. 
Yeni hayatına alışmaya çabalarından birinde, tesadüfen, ordu köpeklerinin aldığı eğitime denk gelir. Amerikan ordusu köpekleri mayın ve bomba bulacak şekilde eğiterek kayıpları minimuma indirmek çabasındadır.
"Ben de onlardan biri olmalıyım" der ve hemen başvurusunu yapar. Ama -filmlerden alışık olduğumuz gibi- orduda hiçbirşey kolay değildir ve Megan'a da hemen bu görev verilmez. Ancak Megan kolay vazgeçmeye niyetli değildir.
Günler günleri kovalar ve Megan'a müjdeli haber gelir. Artık bu ekibin bir parçası olabilecektir. Ama ufak bir ayrıntıyla:

Birlikte çalışacağı minik köpek biraz sinirli, biraz saldırgan, kimsenin çalışmak istemediği Rex adında bir kurt köpeğidir 😱 Ve görevlerine gönderilmeden, en kısa sürede Megan Rex'le anlaşmayı öğrenmek zorundadır.
İnsan-hayvan dostluğunu bambaşka bir perspektiften anlatmaya çalışan bir film "Sadakat Yolunda" Ama her şey toz pembe değil tabii ki. 

Özellikle Irak'ta geçen sahnelerde Irak halkının nelerle karşılaşmak zorunda oldukları, kendi hayatlarında nasıl cehennemi yaşadıkları 1-2 sahne ile gösteriliyor. Ama hemen ana konuya dönülüyor çünkü film buna odaklanmak istemiyor. Onun derdi insan ve hayvan dostluğu anlatmak. O nedenle filmi izlerken buna odaklanmanız çok daha doğru olacak diye düşünüyorum.
Sevginin - katı bürokrasi çarklarına rağmen -her zorluğu aşacağını anlatan bu tatlı hikayenin gerçek kahramanlarıyla da filmin sonunda tanışıyoruz. Bazılarına abartı gelse de gerçek hayvanseverlerin anlayabileceği türden bir sevgi bu. Zaten bu film de daha çok onlara hitap ediyor.

Yönetmenliğini Gabriela Cowperthwaite'nin yaptığı filmin başrollerinde Kate Mara, Ramon Rodriguez, Tom Felton, Edie Falco ve Bradley Witford yer alıyor. Benim izlemekten keyif aldığım, tatlı ve sevimli bir hikaye...  İzlemeyi düşünenlere de şimdiden iyi seyirler dilerim.

Film Yorum: Yedinci Hayat (What Happened To Monday)

14:43
Yine bir Netflix filmi daha vizyona girdi. Netflix adı geçince ister istemez beklentiler de yükseliyor. Filmimizin adı "Yedinci Hayat" ama adına bakıp öyle ruhani vs. birşeyler beklemeyin. Bol aksiyon içeren bir distopya bekliyor sizi.


Bu arada filmin 2 orijinal adı var: "Seven Sisters" (Yedi Kızkardeş) ve "What Happened To Monday"(Pazartesi'ye Ne Oldu?)  Özellikle ikincisinin filmin konusuyla daha bir bağdaştığını düşünsem de Türk yetkililer bu ismi uygun görmüşler diyerek hemen konumuza giriş yapıyoruz.
Sene 2073. Artan insan nüfusu yüzünde dünya kaynakları tükenmek üzere. Bu dengeyi sağlamak üzere hükümet "tek çocuk" kararı almış. Hiçbir ailenin 1 taneden fazla çocuk sahibi olmasına izin verilmiyor.(Çin'in öngörüsü kuvvetliymiş desenize)

Oldu ki bir şekilde daha fazla çocuğunuz oldu, görevliler hemeeen gelip onları alıyor ve bir merkeze götürülüyorlar. 
Her bir birey kimliğini gösteren bileklikler taşımak zorunda. Her yere bu bileklikleri okutarak girebiliyorlar. 

İşte böyle bir zamanda yediz çocuklarla hayatta kalmaya çalışan Terrence Settman, torunlarını hayatta tutmak için inanılmaz bir sistem kurar.
Her birine haftanın günlerinden birinin adını veren Terrence, sadece bu günlerde dışarı çıkmalarına izin verir. Ve herkes eve döndüğünde o gün neler yaşadığını, kimlerle ne konuştuklarını anlatmak zorundadır. Çünkü bilindikleri Karen Settman kişiliğiyle yaşamlarını sürdürmenin tek yolu budur.
Ancak bir gün Pazartesi işten eve dönmez. Online olarak da Pazartesi ile bağlantıları kesilen 6 kardeş için artık tek bir seçenek vardır:
Her şeyi göze alarak dışarı çıkmak ve Pazartesi'yi bulmak...

Oldukça ilginç bir senaryoya sahip olan filmin özellikle ikinci bölümü aksiyon severleri memnun edecek sahnelerle dolu. Filmin sonunda Pazartesi'nin başına gelenler sizi biraz şaşırtabilir.
Noomi Rapace'nin 7 kız kardeşi de büyük bir başarıyla canlandırdığı "Yedinci Hayat"ta Willem Dafoe ve Glenn Close gibi iki dev oyuncu da rol alıyor. (Özellikle Close  acımasız, soğuk bakışlı Cayman rolüne çok uymuş) Senaryo Max Botkin ve Kerry Williamson'a ait. Yönetmen koltuğunda ise "Hansel & Gretel"den hatırladığımız Tommy Wirkola oturuyor.

Güzel, sıkılmadan izlenen bir film. IMDB puanı 6.9'u da sonuna kadar hak ediyor. Ama kendi adıma bu filmi Christopher Nolan çekseydi nasıl bir şey çıkardı ortaya diye düşünmeden edemiyorum.


Herkese iyi seyirler!


Blogger tarafından desteklenmektedir.