Film Yorum | The Shallows (Karanlık Sular)


Benim gibi "Jaws" serisi ile büyümüş biriyseniz, deniz ve köpek balığı filmleri hep ilginizi çekmiştir. O yıllarda bu filmin deniz-severler yaşattığı büyük korku, hala yüzerken aşağılara kaçamak bakışlar atmamızla kendini belli eder. İnsanın kendini güvende hissetmediği ve hareketlerinin kısıtlı olduğu farklı bir yaşam alanında her daim 1-0 yenik olmasıdır belki de bu filmleri biliçaltımızda hep canlı tutan.



"The Shallows" da "Jaws"ın açtığı yoldan ilerleyen heyecan dolu filmlerden biri...Bu kez başrolde Hollywood'un altın kızı Blake Lively, beyaz köpekbaşlığı ve bir yaralı martıcık var. Meksika sahillerinde süren bu hayatta kalma savaşı yönetmen Jaume Collet Serra'nın da başarısıyla tam 85 dakika boyunca izleyenlerin heyecan seviyesini üst düzeyde tutabiliyor.




Annesini kaybettikten sonra biraz nefes almak isteyen tıp öğrencisi Nancy, kendini Meksika'nın el değmemiş bir sahilinde bulur. Sörfçülerin en sevdiği yerlerden biri olan bu sahil hem dalgaları hem de güzelliğiyle Nancy'nin de aklını çeler. Tesadüfen orada karılaştığı iki sörfçü ile dalgaların tadını çıkarmaya başlarlar. Zaman geçtikçe biz izleyici olarak büyük birşeye hazırlandığımızı anlarız ama günü bitiren diğer 2 sörfçü de bunu Nancy'e hatırlatır, gel-git başlamadan sudan çıkması gerektiğini söyleyip ayrılırlar.

Hepimizin içindeki çocuğun söylediğini Nancy de söyler "Son bir kere daha, sonra çıkıyorum". Ama işler planladığı gibi gitmez. Kıyıya çok yakın olmasına rağmen beyaz bir köpekbalığının saldırısına uğrar ve bacağından kocaman bir ısırık alır köpekbalığı. Nancy en yakın kayalığa tırmanıp, tıp öğrencisi olmasının verdiği avantajla kolyesi ile yarasını diker. (tıp öğrencisi olmasının bir amacı olmalıydı evet!) Adanın kendisi gibi yaralı bir başka misafiri daha vardır: Kanadından yaralanmış sevimli bir martı.




Sonrasında çevresine bakarken köpekbalığının neden bu kadar sığ sulara geldiğini de anlar: Çok yakınında yaralı bir balına vardır ve bu da köpekbalıkları için akşam yemeği demektir.
Hava kararır ve gel-git ile dalgalar yükselirken Nancy küçük bir kayalığın üzerine yaralı bacağı ve martı dostuyla, çevrelerinden sürekli dolanan bir köpekbalığı ile kala kalır.

Film neredeyse tek kişilik kadrosu ve bilindik bir hikayeye sahip olmasına rağmen, 85 dakika boyunca kendini izletmeyi başarıyor. Zaten bu tarz filmlerde öyle özel bir oyunculuğa da gerek kalmıyor. Okyanusun karanlık suları ve köpekbalıkları hikayenin yeterince heyecanlı olmasını sağlıyorlar. 

Köpekbalığı filmlerini sevenler ve özellikle Blake Lively hayranları filmi beğenecekler. İzleyen herkese şimdiden iyi seyirler




Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.