Film Yorum | Every Thing Will Be Fine (Her Şey Güzel Olacak)


Bir kazanın ardından kayıp giden hayatlar, pişmanlıklar, kızgınlıklar ve hayata tutunma çabaları... Bu filmde bulacağınız bu duygulara Kanada'nın o bembeyaz, karlı fonu eşlik ediyor. Çaresizliği yansıtmak için en uygun mevsim olduğundan belki de...

Bir süredir ilhamını kaybetmiş olan yazarımız Tomas, kendini izole ettiği bir saklanma yeri bulur kendine. Sancılar içinde, doğanın kucağına uzanıp, parmaklarının istemsizce yeniden çalışmasını bekler. Çoğu yazarın başına gelen bu tıkanıklığın geçmesini beklerken, bir yandan yolunda gitmeyen ilişkisini de toparlamaya çalışmaktadır.



Yaptığı bir kaza sonucu küçük bir çocuğun ölümüne sebep olur Tomas. Günler geçtikçe pişanlık ve suçluluk duygularına iyice gömülür. Ona yardım etmek isteyen kız arkadaşı Sara ile bağları giderek kopmaya başlar. Çünkü Tomas öylesine derin bir çukura gömmüştür ki kendini, kendi istemeden kimsenin onu çıkarması mümkün değildir.

Tıpkı katillerin cinayet mahalline geri dönmesi gibi, Tomas da kaza yerine döner. Ve ölümüne sebep olduğu çocuğun annesi ile karşılaşır: Kate.

Kendisine kızgın olmasını beklediği Kate, olanca olgunluğu ile kabullenmiştir oğlunun ölümünü; hatta bu kazanın Tomas'nın suçu olmadığını dahi söyler açık yüreklilikle. Tüm bu duydukları karşısında şaşkına dönen yazarımız, biraz da hissettiği suçluluk duygusuyla olsa gerek, aileyle bağ kurmanın yollarını arar.


Ve tam 4 sene sonraya gideriz. Kaza sonrası Tomas yeni kitabını çıkarmış ve ününe ün katmıştır. Kendine yepyeni bir hayat kurmuş, başarmış olmanın keyfini sürmektedir. Ama geçmiş peşine bırakmayacaktır. Sadece Kate değil, bu sefer ondan ilgi isteyen ailenin küçük kardeşi Christopher'dır. Yıllar geçtikçe Tomas'a karşı takıntılı duygular besleyen Christopher, bir şekilde yazarın hayatına girmenin yollarını arayacaktır.

Ana yolda giderken Wenders, kimi ara sokaklara da sokuyor bizi... Tomas'nın babasıyla olan ilişkisi, eski kız arkadaşıyla bir türlü çözemediği sorunları ya da Kate ile ilgili belirsizlik gibi. Tüm bu ufak hikayeler Tomas'ın beyninin derinliklerine birazcık daha inebilmemiz için...


Hemen belirteyip yavaş ilerleyen o Avrupa filmlerinin tutkunlarından falan değilim ama bu film beni fena halde etkiledi. gerek konusu gerekse - kimilerinin eleştirdiği- durağanlığı çok ilgimi çekti. Hatta oyuncuların bile rollerini bu durağanlık içinde, belki biraz duygusuz, yapmalarını o atmosferle inanılmaz bağdaştırdım. 

Filmle ilgili tek eleştirim, yönetmenin ara sıra da olsa izleyiciyi yanıltma çabaları. Suni aksiyon sahneleriyle biz izleyenleri şaşırtmaya çalışması hiç de gerekli değilmiş halbuki... Çünkü "Every Thing Will Be Fine" (Her Şey Güzel Olacak) başından son dakikasına kadar katıksız bir dram filmi olmayı hak ediyor.


Başrollerinde James Franco, Rachel Adams, Charlotte Gainsbourg- ki kendisi resmen böyle roller için yaratılmış- Patrick Bauchau ve Robert Naylor'ın olduğu filmin senaryosu Norveçli yazar Bjorn Olaf Johannessen'e ait.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.