Film Yorum | Lion


Bazı filmlerin hikayelerinin gerçek olduğuna inanmakta zorlanırız her ne kadar "Gerçek bir hikayeye dayanmaktadır" denilse bile... Gerçeklerin bizi bu kadar şaşırtamayacağını düşünmemizdendir belki. Ama "Lion" başından sonuna birebir yaşanmış ve izlerken size hep bunu düşündürten bir film.


Film dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkelerinden biri olan Hindistan'da başlıyor ve Avustralya'ya kadar uzanıyor. Hikayemizin kahramanı izlemelere doyamayacağınız 5 yaşındaki kömür gözlü Saroo

Annesi, erkek ve kız kardeşi ile yoksulluk içinde yaşayan Saroo, imkanları ne olursa olsun mutlu olan ve bu o kocaman gözlerine yansıyan bir çocuk. Abisi Guddu ile yük trenlerinden kömür çalıp bunun karşılığında süt getiriyorlar sofralarına. Ya da yolcu trenlerine binip yere düşmüş para, değerli eşya vs. arıyorlar geçimlerini sağlamak için. Ama her şeye rağmen mutlu bir hayat sürüyorlar.


Güzelliğe bakar mısınız!!!
Yine bir akşam abisi ile "çalışmaya" giden Saroo, tren istasyonundaki bankta uyuyakalır. Guddu işi bitince gelip onu alacağını söylese de saatler geçer ve ortalıkta gözükmez. Korkmaya başlayan Saroo da eve dönme umudu ile en yakın trene atar kendini. Ama bu tren onu yaşadığı yere değil, tam tersi istikametteki kocaman bir şehre Kalküta'ya götürmektedir.



O minicik bedeniyle kocaman şehrin içinde iyiden iyiye küçülen Saroo (şehir ve Saroo tezatlığı görüntülerle muhteşem yansıtılmış bu arada) için amansız bir hayatta kalma mücadelesi başlar. Günlerce yağmur altında yatar, çöplerden yiyecek toplar, polislerden kaçar... Ve bu mücadele sokaktan pek de farklı olmayan bir yetimhanede son bulur.

Yetimhane sonrasında da Saroo'nun hayatının - ve de filmin- ikinci evresi başlar.



Saroo'yu evlat edilen Avustralya'lı çift Sue ve John ona koşulsuz sevgilerini sunar, Saroo'yu en güzel şartlarda yetiştirmeye çabalarlar. Evlat edinilmesinin ardından geçen 20 yıl sonrasında yeniden karşılaştığımız Saroo mutlu, rahat bir hayatı olan genç bir adamdır. Ta ki arkadaşlarının evindeki bir partide çocukken en sevdiği tatlı olan "jalebi"yi görene kadar!

O ana değin geçmişine dair pek bir şey hatırlamayan Saroo'nun çocukluk anıları bir bir gözünün önünden geçmeye başlar. Taş ocağında çalışan annesi, hayranlık duyduğu abisi Guddu, tren yolları, koşturduğu sokaklar... Ve içinde sebebini bilmeden taşığı o boşluğun nedenini anlar. 

Yapması gereken o sokakları ve ailesini yeniden bulmaktır.



Film boyunca "nasıl olabilir?" dediğiniz pek çok şeyin Hindistan'da sıradan olduğunu öğrenmek çok can yakıcı. Yılda on binlerce çocuk kayboluyor, kaçırılıyor ya da sokaklarda yaşamak zorunda kalıyormuş. Bu örneklerden biri olan Saroo Brierly en azından şanslı olanlardan biri.

Senaryosu kendi hayat hikayesinden uyarlanan "Lion" başta Saroo'nun küçüklük halini canlandıran Sunny Pawar olmak üzere Dev Patel, Nicole Kidman ve Abhishek Bharate'nin müthiş oyunculuklarına sahne oluyor. Diğer rollerde ise Patel ve Kidman'a Rooney Mara ve David Wenham eşlik ediyor.



"Slumdog Milionaire"den tanıtığımız Dev Patel ilk yarıdan devraldığı hikayeyi harika bir şekilde finale bağlıyor. Abartısız ve gerçekçi bir oyunculuk sunuyor. Nicole Kidman da - kendi hayatından kesitler de taşıdığından olsa gerek- anne rolünü etkileyici ve duru bir biçimde canlandırıyor.

"En İyi Film", "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ve "En İyi Uyarlama Senaryo" dahil 6 dalda Oscar adayı "Lion". Yönetmen Garth Davis'in ilk film çalışmasında Hindistan ve Tasmania'nın nefis görüntülerini de bize "Foxcatcher" ve "Zero Dark Thirty"den hatırlayacağımız görüntü yönetmeni Greg Fraser sunuyor. Filmde Google Earth'in de azımsanamayacak bir katkısı olduğunu eklemeden geçmeyeyim.

Sizi hüzünlendirse de sıcacık, sevgi dolu bir film diyebilirim. Filmin adını nereden aldığını da son dakikalarınde öğreneceğiniz "Lion"u severek izleyeceğinizi düşünüyorum.


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.