Film Yorum | Passengers (Uzay Yolcuları)


Bir uzay gemisi, bir tutam romantizm, muhteşem manzaralar ve 2 genç insan... "Passengers" (Uzay Yolcuları" filmini bu şekilde özetleyebilirim herhalde. Ne çok izleyende iz bırakacak bir senaryoya sahip ne de etkileyici bir aşk hikayesine. Ama tüm bunları bir şekilde harmanlamayı başaran yönetmen yönetmen Morten Tyldum tam bizi 116 dakika boyunca tutmayı başarıyor.

Dünyanın giderek yaşanmaz hale gelmesiyle, dünya dışı yaşam kolonileri aramaya devam etmektedir insanoğlu. Öyle ki artık bu iş oldukça iyi kazanç getiren bir sektör olmuştur. Avalon adında bir uzay gemisi farklı hayatlara sahip 5000 yolcusu ve mürettebatını tam 120 yıl sürecek bir yolculuk ile yepyeni bir dünyaya götürmek üzere yola çıkmıştır.



Uzun sürecek bu yolculuk boyunca gemideki herkes kapsüller içinde derin bir uykuda olacaktır. Yeni yaşamlarına başlayacakları gezegene yaklaşırken de otomatik olarak uyandırılacak ve bu gezegene uyum programlarına katılacaklardır. Buraya kadar her şey gayet keyifli.

Ta ki gemide yaşan bir arıza nedeniyle uyku kapsülü tam 90 yıl erken açılan elektrik teknisyeni Jim gözlerini açana değin...



Birdenbire kendinizi hiç kimsenin olmadığı devasa bir uzay gemisi içinde bulduğunuzu düşünün. Yarım çağrınıza en yakın cevap tam 55 yıl sonra gelecek olsun! İşte Jim kendini tam anlamıyla böylesine çaresiz bir durumun içinde bulur.



Önceleri çaresizce bir çıkış yolu arayan Jim yapayalnız geçirdiği 1 yılın sonunda bu şekilde yaşamayı kabullenmeye başlar. Geminin yeni gezegene varması için önlerinde tam 90 yıl vardır . Dünyaya geri dönebilmesi ise imkansızdır çünkü rotanın gemi içinden değiştirilmesi imkansızdır.

Arafta kalan Jim, kalan yıllarını burada nasıl geçireceğini düşünürken kendisine bir yol arkadaşı da bulur: Android barmen Arthur



Gemi içinde yaptığı gezintiler bir gün Jim'i uyku kapsülü içinde derin uykusunda olan Aurora'ya götürür. Kim olduğunu, nasıl biri merak eder ve Aurora ile ilgili tüm dosyaları okur. Okudukça onun aslında hayatının kadını olduğuna inanmaya başlar. Ve bu duygu onda tehlikeli bir soru oluşturmaya başlar: "Onu uyandırsam ve bu gemide sonsuza dek birlikte mutlu yaşasak?"

Vicdanı ile duyguları arasında kalan genç adam nihayet hayatını sonsuza kadar değiştirecek o kararı verir.



Film daha çok aşk hikayesini merkeze almaya çalışırken, hiçbir karakterin derinliğine inilmemesi onlarla empati kurmamızı zorlaştırıyor. İnsan neden ailesini, dostlarını tüm yaşamını geride bırakır ve hiç bilmediği bir gezegene gitmek için para öder? Mesela bu sorunun yanıtını tam olarak hiçbir karakterden alamıyoruz. Aileleri, dünyada yaşadıkları izleyiciyle biraz daha fazla paylaşılmasını tercih ederdim biz izleyici olarak. 

Tıpkı bunu gibi Pratt ve Lawrence arasındaki aşk hikayesi de çok etkileyici değil bana göre. Sanırım benim filmle ilgili hissettiğim en büyük sorun biraz yüzeysel kalması...




Jennifer Lawrence ve Chris Pratt dışında barmen rolünde dikkat çeken Michael Sheen ve ufak rolleriyle Laurence Fishburne ve Andy Garcia da oyuncu kadrosunda yer alan isimler...

"Passengers" özellikle Lawrence'ın kadrodaki varlığı ile vasat üstü bir film haline gelmiş. Bilim-kurgu öğelerinden çok drama kayan hikayesi özellikle bu türü sevenleri mutlu edecektir diye düşünüyorum. 



Herkese iyi seyirler!




Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.