Film Yorum | 50 Shades Darker (Karanlığın Elli Tonu)


Gerçek adıyla Erika Mitchell'ın, takma adıyla ise E.L. James'in dünyada oldukça ses getiren erotik roman serisi "Fifty Shades"in 2. beyaz perde uyarlaması "50 Shades Darker" (Karanlığın 50 Tonu) sinemalarımıza gelmiş bulunmakta. Beklenmedik biçimde özellikle orta yaş kadınlarını tüm dünyada sinemalara çeken bir önceki film "50 Shades of Grey" (Grinin 50 Tonu) son zamanlardaki en cesur filmlerden de biriydi.

 İzleyicilerin sadist & sado-mazoşist bu ilişkiyi böylesine sahiplenmeleri eleştirmenleri de oldukça şaşırtmıştı hatırlarsınız. Böylesine cesur bir kitabı beyaz perdeye aktarmak kolay olmasa da yönetmen Sam Taylor Johnson iyi bir gişe başarısıyla evine dönmüştü.


İlk filmin sonunda Christian ile olan ilişkisini bitirmeye karar veren Ana ikinci filmde oyunu kendi kurallarına göre oynamaya karar veriyor. Bunu okuyunca daha sert, daha kararlı bir karakter gelmesin aklınıza. Kızımız artık Christian'ın isteklerini hemen kabul etmiyor da biraz mızmızlandıktan sonra"evet" diyor. 

Christian da geçen filme oranla biraz daha insani ve duyguları olan biri olarak gösterilmeye çalışılmış. Bu değişikliğin sebebi belki de "Grinin 50 Tonuna" yapılmış cinsiyetçi eleştirilerin yeniden yapılmasını önlemek olabilir.


Christian-Ana ilişkisi normalleşmeye doğru yol alırken kötü adam(lar) olmadan olmaz değil mi? "Karanlığın 50 Tonu" bu yönden nispeten daha zengin çünkü 1 değil 3 kötü karakter var. 

Bu arada Christian'ı Christian yapan olgun kadınımız Bayan Robinson ile tanışma fırsatı da buluyoruz nihayet.

Yine +18 sahnelerin bolca kullanıldığı film, aynı adı taşıyan kitap serisini sevenleri belki mutlu edebilir ama onun dışında pek bir özellik taşımıyor. Sindrella masalına öykünen yüzeysel karakterler bolca erotizm sosuyla ekranlarımıza çıkıyorlar yine. (Bu arada filmin başrol oyuncuları Dakota Johnson ve Jamie Dornan'ın sette pek iyi geçinemedikleri dedikodusu da bolca konuşulmakta)

Filmin yönetmeni James Foley finali üçüncü filme atıfla bitirerek potansiyel seyircileri meraklandırma işini layığı ile yapıyor.

Melanie Grifftih-Don Johnson çiftinin kızları Dakota Johnson ve Jamie Dorman'a çoğunu ilk filmden tanıdığımız bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor. Kadroya yeni katılan Jack Johnson, Riya Ora ve Kim Basinger da ufak rolleriyle arz-ı endam eyliyorlar ekranda.


İlk filmi beğendiyseniz muhtemelen bu filmi de beğeneceksiniz. Çünkü bilindik matematiği tam anlamıyla yansıtan bir senaryo üzerine kuruluyor ikinci film: "Kadınlar sevdikleri erkeğin değişmesini ister, erkeklerse sevdikleri kadının asla değişmemesini..."

118 dakika sonunda aklımda kalan tek bir şey oldu o kadar:
"İrlanda'dan 1 tane bile çirkin adam çıkmaz mı yafff?!?!"



Herkese iyi seyirler

4 yorum:

  1. Kim Basinger'ı ara ara filmlerde görmek beni mutlu ediyor. En son kötü bir karakteri canlandırdığı Nice Guys filminde seyretmiştim. Okul yıllarım sıralarında ona tapılıyordu :) Gelecekte de Dakota Johnson benzen bir takdiri hak eder mi acaba merak ediyorum...
    Serinin ilk filmini izlemiş ama sonunu getirememiştim. Okuduğum yorumlarla sonunu öğrendim. Yorumlayacak kelimeleri doğru seçebilecek miyim bilmiyorum ama, film köşeli değildi. İşleyişi ellerinden geldiğince yumuşak tutmuşlardı. Zor bir işti muhakkak ama favorim olamadılar. Karanlığın 50 Tonu benim için izlenmeyecek filmlerin arasında yerini aldı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana tamamen katılıyorum. Sadece gişe amaçlı yapılmış, kadın izleyiciyi hedefleyen vasatın da altında bir film.

      Kim Basinger filmde çok ufak bir rolde oynuyor. Dakota Johnson'i ise oyuncu olarak pek başarılı bulmuyorum. Maalesef anneannesinin genleri geçmemiş kendisine

      Sil
  2. Seriyi okumuştum ve ilki filmi izledim. Sanırım yakın zamanda bunu da izlerim :))

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.