Film Yorum | American Honey


Oscar ödüllü filmleri izlemeye biraz ara verip, ne zamandır merak ettiğim "American Honey"i izleme imkanı buldum sonunda. 

Oscar ödüllü İngiliz yönetmen Andrea Arnold'un gözünden gerçek Amerikan rüyasının anlatıldığı, süre olarak oldukça uzun (2 saat 43 dakika) ama finalinde izleyenin damağında buruk bir tat bırakan bir film "American Honey".




Yol filmlerini çok sevdiğimi hep dile getiriyorum, belki de yolda olma duygusunu sevdiğimden bilmiyorum, bu tarz filmleri hep sıcak ve içten bulmuşumdur. Yol filmlerini bir de müzikle harmanladığınızda ortaya keyifle izlenecek filmler çıkabiliyor, tıpkı "American Honey" gibi...

 2016 Cannes Festivali Jüri Ödülünü kazanan ve çoğunluğu amatör oyunculardan oluşan kadrosu ile (çoğu yolda tesadüf eseri filmin kadrosuna dahil olmuş) film,  Hollywood'a alternatif bir gerçeklik sunuyor bize. Her şey filmlerde gördüğünüz gibi değil, Amerikan rüyası dediğiniz sadece şey beyaz perdede diye bangır bangır bağırıyor. 



Filmin ana karakteri alt sınıf bir ailede, yoksulluk, cinsel taciz, uyuşturucu vs. arasında yaşamaya çabalayan 18 yaşındaki Star. İsminin aksine, yaşadığı bu zorlu hayattan bir çıkış yolu arıyor. Ve bu yolu kendisi gibi "tutunmaya çalışanların" oluşturduğu bir grupta buluyor.

Aralarından kimseyi tanımadığı halde kendisine yapılan "Haydi atla!" teklifini bir kurtuluş olarak görüyor ve onların macerasına dahil ediyor kendini.



Bir arabaya doluşup tüm Amerika'yı gezen bu çocuklar dergi aboneliği yaparak az da olsa para kazanmaya çalışıyorlar. Kazandıklarının çeyreğini kendileri alıyor, kalanını ise işin patronu sert ve para-sever Krystal'a veriyorlar. Krystal da onlara kıyıda köşede, pis otellerde oda ve ulaşım imkanı sunuyor. Güzel bir sömürü düzeni kurulmuş anlayacağınız.



Peki bunu bile bile neden hala çalışmaya devam ediyorlar derseniz cevabı çok açık: Gidecekleri hiçbir yer yok, kendilerini bekleyen daha iyi bir hayatları da... Kendilerine sunulmuş belki de tek imkanı ellerinden geldiğince değerlendirmeye, bir şekilde var olmaya çalışıyorlar.

Star da onlarla birlikte kendisi gibi olan insanlarla birlikte olmanın güvenini yaşıyor. Onlarla gülüyor, eğleniyor, sarhoş oluyor. Ama çevresinde ne kadar "loser" olduğunu hatırlatacak, söyleyecek kimse yok. Çünkü burada herkes eşit, herkes yanındaki anlıyor.




Zamanla Star, grubun lideri ve Krystal'ın da hem sağ kolu hem de yatak arkadaşı olan Jake'le yakınlaşmaya başlıyor. Birliktelikleri hayatlarına bir amaç sağlıyor belki de... Jake ona bu işte nasıl başarılı olacağını öğretirken, Star da yanında kendini iyi hissedeceği, değer göreceği birinin mutluluğunu yaşıyor. Zorlukların insanları birbirine yakınlaştırması gibi onlar da iş arkadaşlıklarını yol arkadaşlığına çeviriyorlar kolayca.



Filmin değindiği pek çok başlık bulunabilir elbette; emek sömürüsü, güçlünün her şekilde kazandığı kapitalist düzen, belki başka hayatlarda hayallerini gerçekleştirebilecek gençler, sorumsuz aileler, orta-alt sınıfa gözlerini kapayan devlet yöneticileri... Yönetmen bunları filmin içinde öyle güzel anlatıyor ki izleyene film sonunda siz zaten tüm bunları düşünürken buluyorsunuz kendinizi.

"Keşke"ler beyninizde uçuşuyor ve hayata 1-0 yenik başlamanın adil bir tarafını sorgulamaya başlıyorsunuz. Filmin Amerika'da geçmesinin de hiçbir önemi yok çünkü ülkemiz dahil hemen her ülke de benzer kurallar işliyor. İşte bunu bilmenin acımaz yanı da film boyunca çarpıyor yüzünüze.

Sahneleri çok iyi tamamlayan keyifli müziklerle dolu "American Honey"i ben çok sevdim. Oyuncular Sasha Lane, Shia LeBouf , Riley Keough, McCaul Lombardi, Arielle Holmes ve kadrodaki diğer isimler gerçekten doğru seçimler olmuş, son derece doğal bir oyuncluk sunuyorlar.

 Herkesin seveceği tarzda bir film olmayabilir ama tıpkı filmin tema şarkısında da dediği gibi biraz "masum, saf ve tatlı" bir film "American Honey"


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.