Film Yorum | Paterson


Bazen bir yönetmen bir parça keser hayattan ve tabağınıza bırakır içinde bulunan birbirinden farklı aromayı tatmanız için... İşte Jim Jarmusch da "Paterson" ile sıradan insanların sıradan yaşamlarından bir parça sunuyor bizlere. Birbirinin aynı gibi gözüken günlerin aslında ne kadar çok sakladığını keşfetmemizi sağlayarak...


 Paterson Amerika'nın Paterson kentinde otobüs şoförü olarak hayatını kazanan bir şiir aşığı. Ona bu sevgiyi aşılayan aynı şehirden çıkıp büyük üne kavuşmuş olan başka bir şair: William Carlos William

Onun günlük hayata dair dizelerin çok seven Paterson her gün otobüsüne bindiğinde kendi dizelerini yazıyor gizli şiir defterine.


Sessiz, sakin ve duygusal bir adamın kendisine tamamen zıt bir eşi var: Laura
Laura konuşmayı seven, sürprizlerle dolu, hayatı her farklı bir istek ve keşifle dolduran bir kadın. İnanılmaz sanatsal yetenekleri var. Her şeyden önce dokunduğu her eşyaya kendi izini bırakmayı başarıyor. Bu bir gün evin perdeleri oluyor bir diğer gün ise eşinin öğle yemeği çantasına koyduğu desenli cupcake...


Bir de evin asıl sahibi Marvin. Laura'nın İngiliz bulduğu oluyor kendisi. Evin 2 erkeği Mavin ve Paterson arasında Laura'ya hiç yansımayan bir çekişme var. Filmi tatlı yapan da aslında bu küçük detaylar.

Mesela Paterson'un her sabah iş arkadaşı ile yaptığı monologlar, otobüs yolcularının sohbetleri, Paterson'un her akşam eve geldiğinde posta kutusunu yamulmuş bulması, Melvin'le akşam yürüyüşleri, derin barmen Doc ve barın çılgın Romeo & Juliet'i... 
(Posta kutusunu yamultanın kim olduğunu öğrenince bir kahkaha attığımı itiraf edeyim:P)


"Paterson" aslında sıradan gibi gözüken insanların her birinin aslında benzersiz ve kendine özel olduğunu, her yaşamın kendi içinde farklı dengeleri barındırdığını anlatıyor benim için. Paterson'ın sadece eşi üzülmesin diye zorla yemek zorunda kaldığı sebzeli pay gibi... Aslında hepimiz biraz böyle değil miyiz? Hayat bizi mutlu eden minik anlarla bizi güzelleştiren insanların bir toplamı sadece.


Jarmusch'un en son "Sadece Aşıklar Hayatta Kalır" (Only Lovers Left Alive) fimini izlemiş ve çok beğenmiştim. "Paterson"da da bu dinlinliği görüyorsunuz ama tabii bambaşka bir hikaye ile. Bu tarzı sevenler için keyif alınacak bir film ama sevmeyenlere tavsiye etmem açıkçası.

Senaryosunu da Jarmusch'un yazmış olduğu filmde son olarak Oscar adayı "Silence" (Sessizlik) filminde izlediğimiz Adam Driver, İran asıllı Golshifteh Farahani, Barry Shabaka Henley ve Rizwan Manji rol alıyor.

Mini Not: 2016 Altın Palmiye adayı olan "Paterson" eli boş dönmedi Cannes'dan. Filmin gizli kahramanı Marvel'e (gerçek adıyla Nellie) başarılı oyunculuğundan dolayı 🐕 "Palm Dog" ödülü verildi. Üzücü haberse Nellie ödül töreninden kısa bir süre önce hayatını kaybettiği için onun yerine ödülü filmin yapımcısı Carter Logan aldı.


2 yorum:

  1. Paterson'u yeni izledim ve her sahnesi ilgimi çekti. Zaman zaman kendimi Down by Law filmini düşünürken buldum... Birde, aynı sahnede kahkaha atmışız :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dingin ve farklı bir film. Belki herkese hitap etmiyor ama kendi kitlesini bulacak diye düşünüyorum.

      * Filmin kahramanı diyorum :))

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.