Film Yorum | The Salesman (Satıcı)


Her seferinde aynı cümleyi tekrarlarken buluyorum kendimi: "Hayata dair, insana dair konuları anlatmada İran sineması kadar başarılısı yok!" İnsanı sarsmak, hafızasında bir yer tutmak için büyük bütçelere, çarpıcı efektlere ihtiyaç olmadığının da en güzel kanıtı bu ülkeden çıkan filmler. 

Bu sene "Yabancı Dilde En İyi Film" adaylarından biri olan "The Salesman" de bu kuralı bozmuyor. İnsanı film bittikten sonra dahi düşündürmeye, sorgulatmaya devam ediyor. En son bu denli etkilendiğim film "Incendies" (İçimdeki Yangın) olmuştu.


Senaristliğini ve yönetmenliğini İran'ın en başarılı yönetmenlerinden biri olan Asghar Farhadi, yeni taşındıkları evde yaşadıkları trajik olay sonrasında kendilerini, hayatlarını ve ilişkilerini sorgulayan bir çiftin hikayesini anlatıyor. 

(Daha fazla detay vermeyi özellikle istemedim. Çünkü ilmek ilmek işlenen bir hikaye bu...)



Seyretmesi kolay değil, sindirmesi ise hiç kolay değil "The Salesman"i. Hikaye ilerledikçe izleyici olarak sürekli soru sorar halde buluyorsunuz kendinizi. Kimi zaman bir karakterden nefret ediyor kimi zamanda onunla ister istemez empati kurmuş buluyorsunuz kendinizi.

Biz izleyici olarak bu sancıları çekerken, yönetmen Farhadi tek bir çizgide ilerlemeyi tercih etmiyor, her karakterin bakış açısına uğruyor bir süre. Onları iyi ve kötü yönleri ile tanımamızı, belki biraz da anlamamızı istiyor.



Başroldeki Taraneh Alidoosti ve Cannes'da bu rolüyle "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü alan Shahab Hosseini dışında Naser rolü canlandıran Farid Sajjadi Hosseini muhteşem oyunculuklar sergiliyor. 

Zaten sadece Farhadi'nin değil çoğu İran filmlerinin de ortak noktası bu: Oyunculukların çok doğal ve yapmacıksız olması.



Lafı fazla uzatmadan söyleyebileceğim tek şey "Ne yapın edin izleyin bu filmi"
Çünkü film bittikten sonra hiçbir şeyi salt siyah ya da beyaz olarak göremeyeceksiniz.

Şimdiden iyi seyirler!

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.