Film Yorum: Frantz


Fransız sineması, özel olarak takip ettiğim bir sinema değil. İzlemekten keyif aldığım Fransız filmleri ya da oyuncuları var o kadar. 

François Ozon'un "Frantz"ı, duygusal bir Fransız filmini baştan sonra ve hiç sıkılmadan izlemenin keyfini yaşattı bana :) 1 saat 53 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadım. Buna en büyük sebep de filmin o hoş naif havası ve durağanlaşmayan anlatımı oldu.

Geneli siyah-beyaz olan filmin bazı sahnelerinin renkli yansıtılması fikrini de çok anlamlı bulduğumu söylemeliyim.


Yıl 1919, yer Quedlinburg Almanya. 

Nişanlısı Frantz'ı savaşta kaybeden Anna, üzerinden geçen onca zamana karşın hala yas dönemini sürdürmekte, zamanının çoğunu nişanlısının mezarı başında geçirmektedir.

Frantz'ın ailesini adeta kendi ailesi gibi benimsediği için halen onlarla yaşamakta ve bu zor süreci birlikte atlatmaya çalışmaktadır.



Bu günlerden birinde, sessiz kasabalarını ziyaret eden bir yabancı bu ailenin hayatını tamamen değiştirecektir. 

Bu yabancı kendini Frantz'ın yakın arkadaşı olarak tanıtır. Birbirleriyle savaşırken bile bir Alman ve bir Fransız'ın ne kadar iyi dost olabildiğini anlatır aileye. Birlikte gezdikleri Paris'i, müzikten resme paylaştıkları ortak zevkleri yavaş yavaş paylaşmaya başlar onlarla.



Günler geçtikçe ve Fransız yabancı oğulları Frantz'ı anlattıkça, tüm aile ile Adrien arasında tuhaf bir bağ oluşmaya başlar. Ancak bu bağ zamanla bambaşka bir duruma dönüşecek ve cevaplanmamış sorular gün yüzüne çıkacaktır.


Film aslında 1932 yılında ünlü yönetmen Ernst Lubitsch tarafından "Broken Lullaby" adıyla beyazperdeye aktarılmış. Ancak François Ozon bu filmin giriş kısımlarından sonrasını kendi senaryosu üzerinden çekmek istemiş ve ortaya "Frantz" çıkmış.

Başrollerde Paula Beer, Pierre Niney, Ernst Stötnzer, Marie Gruber ve Cyrielle Clair yer alıyor. Filmde en etkileyici oyunculuklar da Anna rolünde Beer ve baba rolünde enfes bir oyunculuk sergileyen Stötnzer'den geliyor.


Ölümü, çaresizliği, acıyı sevdiklerini kaybetmiş insanlar üzerinden anlatırken savaşın anlamsızlığını ve milliyetçi ön yargıların bu ateşi nasıl körüklediğini de gösteriyor bize Ozon.

Bir babanın, savaşta kaybettiği oğlunun ardından söylediği sözler her şeyin özeti adeta:

"Fransızların binlerce evladını öldürdüğümüzde, zaferi kutlayıp bira içtik. Fransızlar bizim binlerce evladımızı öldürdüğünde zaferi kutlayıp şarap içtiler. Biz çocuklarının ölümüne içen babalardık."

4 yorum:

  1. Yönetmenin hiçbir filmini izlemedim ama çok izlemek istiyorum. Bu filmle mi başlasam acaba :/.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu da izleyebilirsin "Havuz"u da izleyebilirsin. İkisini de beğendim.
      Ben de yavaştan yönetmenin diğer filmlerini izlemeye başlayacağım.

      Sevgiler

      Sil
  2. Fransız sinemasında ilgi çekici yapımlar olduğuna eminim. Amélie, Can Dostum ve Leon gibi filmleri barındıran bir sektöre bende ağırlık vermeliyim. Önerilere açığım.. Ellerine sağlık bu güzel yazı için listeye aldım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fransız filmlerine özel bir ilgim hiçbir zaman olmadı. Ama yazmış olduğun örnekler gerçekten izlemeye değer. Ben o listeye "Frantz"ı da ekledim diyelim.

      İyi seyirler şimdiden

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.