Suyun Sesi | The Shape of Water - Sibelynka

Suyun Sesi | The Shape of Water


Yönetmen:
     
  Guillermo Del Toro
Senaryo:
     
     Guillermo Del Toro, Vanessa Taylor
Oyuncular:
      
Sally Hawkins, Octavia Spencer, Michael Shannon, Doug Jones, Richard Jenkins
 Fantastik, Drama   123 dakika , 2017

Guillermo Del Toro hayranı bir sinema-sever sayılmam. Zaten sadece bir tek filmini izledim şimdiye kadar (Pan'ın Labirenti) Oldukça kendine has bir tarzı olduğu bilinen bir gerçek. Benim için de özellikle değil ama rast geldikçe izleyeceğim yönetmenler kategorisindedir. (Del Toro hayranlarına saygılar)

Açıkçası bu filme başlamadan önce kafamda böyle bir önyargı vardı. Altın Küre çelincına dahil olduğu için izleme listemdeydi bu film. Ama su gibi akıp giden, bir dakika bile sıkılmadığım bir hikaye oldu "Suyun Sesi" (Eleştirimi son paragraflara sakladım)



Hikayemiz 1960'lı yıllarda gizli mi gizli bilimsel çalışmaların yapıldığı, karanlık, loş, tüyler ürpertici bir merkezde geçiyor. Burada yapılan çalışmaların hepsi devlet tarafından desteklenen ve takip edilen özel çalışmalar.



Elisa da burada temizlikçi olarak çalışan sağır ve dilsiz genç bir kadın. En yakın arkadaşı da sürekli kocasından dert yanan, kısa boylu erkeklerden hiç mi hiiç haz etmeyen Zelda:D

Bir gün bu ürpertici merkeze su dolu kapsül içinde bir şey getiriliyor. Ve bir anda her yerde olağanüstü bir güvenlik önlemi fark ediliyor. Kimsenin bu odaya girmesine de izin verilmiyor. Ancak 2 temizlikçi kadınımız bundan muaf çünkü temizlik önemlidir.

İşte günlerden bir gün Elisa'nın bu odaya girmesi domino gibi pek çok olayı tetikliyor. Burada karşılaştığı "şey" genç kadını çok etkileyecek ve hayatını alt üst edecektir. Ve bizim sessiz, neredeyse görünmez olan Elisa'mız bir anda haksızlıklar karşısında duran bir kadın haline gelecektir.


Film nasıl başladı nasıl bitti hiç anlamadım desem yeridir.Ama bazı sahnelerde insanın acımasızlığı ve şiddeti karşısında çok sinirlendim ve canım yandı. Neden diyeceksiniz. Çünkü bu hikaye bir kurgu olsa dahi, dünyanın bundan çok kötü bir yer olduğunu yine yeniden hatırlattı bana :(

Ve sonrasında hikayenin oldukça "farklı" bir hikayeye evrilmesinden de hiç rahatsız olmadım. Tersine bu durumu oldukça etkileyici buldum. Sevgi tüm evrende kullanılan tek ortak dil belki de...


Filmin her karesinde 60'lı yılların o soğuk savaş ve Amerika-Rusya çekişmesinin izlerini görmek mümkün. Bu da filmin geneline sinmiş koyu renklerle kendini belli ediyor.

Başarılı bulduğum bir konu da makyaj ve görsel efektler. Bunlardan herhangi birinin sırıtması filmin inandırıcılığından kolayca çalar ama "Suyun Sesi"nde buna hiç rastlamadım diyebilirim. Çok emek verildiği belli.


Michael Shannon ve Sally Hawkins'i izlemek bir keyifti ama açıkçası. Özellikle Shannon canlandırdığı o kötü karaktere son derece yakışmış. (Bu adamı Caner Taslaman'a çok benzetiyorum bu arada :o)

Octavia Spencer ise çok öne çıkan bir rolde değil. Ama yine de Altın Küre'ye aday oldu bu filmle.



Ve gelelim fasülyenin faydalarına...

Filmin senaryo kısmında 2 kişinin adı geçiyor: Guillermo Del Toro ve Vanessa Taylor. Ancak "Suyun Sesi", 2015 yılında çekilmiş Hollanda yapımı bir kısa filme "The Space Between Us"a inanılmaz derecede benziyor. (YouTube'da bulabilirsiniz)


Konu ufak ayrıntılarla birebir aynı (biri geçmişte biri gelecekte geçiyor), karakterler aynı. Ve bu bol ödüllü kısa filmin senaryosu aynı zamanda yönetmeni de olan Marc. S.Nollkaemper'e ait.

Hakları satın alınarak mı kullanılmış yoksa esinlenilmiş mi(?) yakında ayrıntıları duyacağız gibi geliyor.

19 yorum:

  1. Bu filmi izlediğimde beğenip beğenmeme arasında karasız kaldım ilk başta,sonra film bittikten sonra baktım beni bi etkisi altına almış falan,izlerken bazı cevaplar tatmin etmedi ,o kızın boynunda ki izin cevabı ortaya çıktı mı mesela,yaratıkla bağlantılı gibi geldi,ben mi bir şeyleri kaçırdım.^^
    Daha çok aşk ,sevgi teması olunca sanırım bazı konuların üstüne çok durulmamış ama bittikten sonra insanın üzerinde etkisi olan bi film.(benim açımdan:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam olarak yazmak istediğimi ne güzel ifade etmişsin :)
      Filmin sonunda ben de bu hikayeden etkilendim -ki biraz önyargılı başlamıştım filme.

      Kızın boynundaki iz solungaçlara dönüşerek bir şekilde hikayeye bağlandı ama öncesi belirsiz. O su altındaki sahnelere ise bayıldım. Poster olarak seçilmesi de çok güzel olmuş bence

      Sil
  2. İzlemek istediğim bir film.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
  3. Film 2 kere karsima cikti "ben bunu izlerim" diiyip diyip biraktim🙈Sibelyka yazmissa tamamdir,bu aksamin filmini buldum😎😁💙

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim beklediğimden iyiydi film. Ama bakalım sen ne düşüneceksin?
      Merak ettim yorumlarını izlediysen

      Sil
  4. Ben de bugün bunu izledim, aslında fantastik ögelere pek tahammülüm olmasa da sevdim. Kızın boynundaki açıklanamayan ize bir tek ben takılmamışım demek ki. Konu ettiğin kısa filmi izlemedim ama geçen yıl okuduğum Carl-Johann Valgreen'in "Denizadamı" isimli romanını fena halde çağrıştırdı. Oradaki Denizadamı da tıpkı filmdeki gibi kötü amaçlarla avlanıp getirilmiş bir yaratık idi ve çocuklar tarafından kurtarılmaya çalışılıyordu. Senarist-yönetmen o kitabı da okumuş olabilir belki. Sonuç olarak evet sıkılmadan izledim, evet Sally Hawkins'in oyunculuğunu sevdim, evet kendini fazla göstermese de Octavia Spencer'e bayılırım ama filme o kadar da bayılmadım. Bir de Suyun Şekli olarak Türkçeleştirilmesi gerekmez miydi?
    Gideyim de kendi sayfama yazayım bunları, niye senin başını ağrıtıyorsam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yerlerden fazlaca esinlenildiği belli. Zaten o kısa filmi izlesen benzerlik konusunda gerçekten şaşırabilirsin.
      Ben de aynı fikirdeyim seninle. Başından sonuna hiç sıkılmadan izledim. Spencer'ın biraz daha geride kaldığını düşünüyorum ama Altın Küre'de aday oldu. Jüri demek bizim gibi düşünmemiş.

      Ahh bu filmlerin isimlerine karar verenler!! Hepsine sevgilerimi yolluyorum :p

      Ben uzun yorumlara bayılıyorum onu hemen söyleyeyim. Keyifle de okudum düşüncelerini ama şimdi yazını okumaya geliyorum

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. Sıkılmadan izleyebileceğin bir film diyebilirim.

      Sil
  6. Benim de merak ettiğim filmlerden biri. Adana Film Festivalinde izleyecektim ama aniden dönemem gerekince kaldı. Bu hafta izlerim ben bunu :).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiden iyi seyirler, yazını bekliyorum merakla

      Sil
  7. Del toro yu sevmem ben bu filmi de sirf col konusuluyor diye izlemek istedim ama hala o motivasyon gelmedi😆

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de kendisinin bir hayranı değilim açıkçası. Ama film akıp gidiyor.
      Bazen insanın eli gitmiyor bazı filmlere haklısın.

      Sil
  8. Ben bu filmi Adana Film Festivali'nde izledim ama bana hiç hitap etmedi. Fantastik filmleri de severim halbuki. Senaryosunu, karakterlerini inandırıcı bulmayınca filme kendimi kaptıramadım. Yönetmeninden de kaynaklanıyor olabilir. Üç filmini izledikten sonra anladım ki Guillermo Del Toro benim yönetmenim değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de yönetmenin izlediğim 2. filmi oldu bu. Pan'ın Labirenti'nden daha çok sevdim diyebilirim.

      Sil
  9. Neden bilmiyorum ama bu film en merak ettiklerim arasında.
    Aslında buldum da izlemek için ama sona saklıyorum :)
    Nasıl bir ruh haliyse benimki de :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukken eti pufun önce bisküvisini sonra beyaz kısmını yemek gibi :p

      Sil
    2. Bak nasıl da doğru anlattın ruh halimi :)))

      Sil